MEHMET DÜĞMECİ

MEHMET DÜĞMECİ

İŞ, DEĞER VE İÇ ADALET!

İş, Değer ve İç Adalet Üzerine

Mehmet Düğmeci

İnsan, yaptığı işi iyi ve güzel yapabildiği ölçüde kendi içine yerleşir. Çünkü bir işi hakkıyla yapmak, yalnızca dış dünyaya karşı yerine getirilen bir sorumluluk değil; insanın kendi vicdanıyla yaptığı sessiz bir sözleşmedir. İş, sadece geçimi sağlayan bir uğraş olmaktan çıktığında, insanın karakterini yoğuran, ruhunu terbiye eden bir mektebe dönüşür. Bu yüzden bir işi iyi yapmak, yalnızca maharet meselesi değildir; aynı zamanda ahlâkî bir tavırdır. Kişi, yaptığı işin büyüklüğünden ve niteliğinden bağımsız olarak, ona gösterdiği özen nispetinde kendi varlığını derinleştirir.

Hakikatte insanı huzura yaklaştıran şey, çoğu zaman dışarıdan gelen takdir değildir. Asıl huzur, günün sonunda insanın kendi içine dönüp baktığında duyduğu eksilmemişlik hissidir. İşinin hakkını verdiğini bilen insanın zihninde, yarım kalmışlıkların uğultusu biraz olsun diner. Çünkü emek, yalnızca ortaya çıkan neticeyle değil; o neticeye gösterilen sadakatle de kıymet kazanır. İnsanın kendi emeğine duyduğu saygı, çoğu zaman dünyanın gösterdiği itibardan daha kalıcıdır.

Fakat hayat, her zaman insanın emeğiyle adaletli bir ilişki kurmaz. Bazen insan, taşıdığı birikimin ve iç derinliğinin çok altında yerlere sıkışır. Liyakatin yerini yakınlığın, hakkaniyetin yerini rastlantının aldığı düzenlerde insan, yalnızca geri bırakılmış olmaz; aynı zamanda kendi kıymetinin görülmediğine de şahit olur. Bunun insanda açtığı yara, maddî kayıplardan daha derindir. Çünkü insan, bazen yoksunluktan değil; daha çok kendi cevherinin atıl bırakılmasından incinir.

Yine de insanın en büyük imtihanı, kendisine biçilen dar çerçeveyi kendi hakikati olarak bilmemesidir. Dış dünyanın eksik hükmü, insanın öz değerini belirlemez. İnsan, bulunduğu yerin darlığı içinde de ruhunu geniş tutabilir. Görülmemek, değersiz olmak değildir. Hatta kimi zaman hakiki değer, en çok sessizliğin ve geri planda kalmışlığın içinde olgunlaşır. Çünkü bazı cevherler, gürültülü vitrinlerde değil; zamanın sabırla işlediği derinliklerde parıldar.

Bu sebeple insan, kendi değerini ispat edebilmek uğruna kapı kapı dolaşmamalıdır. Değerini anlayamayacak kişilere kendini sürekli anlatmak, zamanla insanın vakarını aşındırır. Her haklılık, yüksek sesle savunulmayı gerektirmez. İnsan, hakkını ararken bile kendi ağırlığını koruyabilmelidir. Zira değeri, onu tartamayacak terazilere sunmak, çoğu zaman insanın kendi kıymetini eksiltmesine yol açar. Asıl asalet, anlaşılmadığı hâlde ölçüsünü kaybetmemekte gizlidir.

Liyakatsizliğin hâkim olduğu yerlerde insan çoğu zaman iki uç arasında savrulur: Ya öfkeye teslim olur ya da içine kapanır. Oysa olgunluk, bu iki uçtan da kendini koruyabilmektir. İnsan emeği, suya benzer; önüne ne kadar set çekilirse çekilsin, bir gün kendi yatağını bulur. Bugün görülmeyen bir emek, yarın başkalarının ayakta kalmasını sağlayan temel olabilir. Tarih, yaşarken kıymeti bilinmeyen fakat zaman geçtikçe insanlığın ortak hafızasına dönüşen nice isimlerle doludur. Çünkü hakiki kıymetin sesi, çoğu zaman geç duyulur; ama derinden duyulur.

Şikâyet ise ilk anda insana bir rahatlama hissi verse de zamanla ruhu tüketen görünmez bir alışkanlığa dönüşür. Sürekli yakınan insan, bir müddet sonra kendi sesinin ağırlığı altında kalır. Elbette haksızlık karşısında susmak erdem değildir; fakat her yarayı sürekli teşhir etmek de insanın iç dengesini bozar. Bugünün hızlı ve yorucu dünyasında insanı ayakta tutan şey, bitmeyen yakınmalar değil; sahici ve anlamlı bir emek üretebilmektir. Çünkü insanı büyüten, söylediklerinden çok inşa ettikleridir.

Bu noktada sabır, çoğu kişinin sandığı gibi edilgen bir bekleyiş değildir. Sabır; insanın hakikatten kopmadan, iç düzenini bozmadan yürüyebilme kudretidir. Beklemekle boyun eğmek aynı şey değildir. Sessizlik her zaman teslimiyet anlamına gelmez. Bazen insanın sustuğu yerde, en derin direniş saklıdır. Sabır, gösterişten hoşlanmaz; kendini ilan ettikçe incelir. Bu yüzden gerçek sabır, çoğu zaman dışarıdan bakıldığında sıradan görünen ama insanın içinde büyük bir mücadeleyle taşınan bir vakardır.

Neticede insanı olgunlaştıran şey, yalnızca elde ettikleri değildir; hak ettiği hâlde ulaşamadıkları karşısında nasıl ayakta kaldığıdır. İşini güzel yapmak, şikâyeti azaltmak, sabrı karaktere dönüştürmek ve değerin er ya da geç yerini bulacağına inanmak… Bunların her biri, insanın iç dünyasında görünmeyen bir düzen kurar. Dünya her zaman adil olmayabilir; liyakat her zaman karşılığını bulmayabilir. Fakat insan, bütün bu eksikliğin ortasında kendi ahlâkını, ölçüsünü ve iç adaletini koruyabiliyorsa, hakiki huzura biraz daha yaklaşmış demektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
MEHMET DÜĞMECİ Arşivi